18 Kasım 2017 Cumartesi
 

GÖKTEN ÖLÜMÜN YAĞDIĞI GÜN- HALEPÇE

Ramazan Öztürk Yazdı

Ne zaman 16 Mart tarihinden söz açılsa, tüylerim ürperir.. Tam 23 yıldır bu böyle devam ediyor..

Yine Mart ayındayız ve beni kahreden ayın 16'ncı günü de yaklaşıyor.


Önceki yıllarda çeşitli sivil toplum kuruluşlarından davetler gelir ve Halepçe Katliamı'nın yıl dönümünde çektiğim fotoğraflarla bir söyleşi yapmam istenirdi.. Uzun süre bu istekleri kabul ettim, gittiğim her yerde gördüklerimi çektiğim fotoğraf karelerinin eşliğinde anlattım. Her anlatımda yine o kara günü yaşadım..

Halepçe halkı, 16 Mart için "gökten ölümün yağdığı gün" olarak isimlendiriyor.. Gerçekten de o gün Halepçe'nin üzerine gökten ölüm yağmış, 6 bine yakın kadın, çocuk ve yaşlı insan can vermişti.







Sonraki yıllarda ise, Halepçe yıldönümü için düzenlenen toplantılara bazı nedenlerden dolayı katılmadım.

Birincisi, dünyadaki en büyük insanlık suçlarından biri olan Halepçe Katliamı'nın sadece yılda bir kez hatırlanması beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. Çünkü Halepçe Katliamı gerçekleştiği tarihten bugüne kadar ne Türkiye ne de dünya kamuoyunda yeterli tepkiyi almadığını düşünüyorum.

Her yılın 16 Mart'ında bazı grupların "bir etkinlik yapmış olmak" adına toplantı düzenlemeleri ve sonraki 364 gün boyunca bir daha bu meseleden bahsetmemelerinden hoşnut değilim. "Yılda bir kez de olsa önemlidir" diyenleriniz olduğunu da duyar gibiyim ancak geçen süreç, böyle olmadığını gösterdi. Katılmayı istemediğim diğer sebepleri de yazmak istemiyorum şimdilik bende kalsın..


Geçtiğimiz yıl içinde iki adet Halepçe belgeseli hazırladım. Kırılma Noktası Haber Belgeseli Programı bünyesinde çekilen Halepçe belgeselleri, TRT kanallarında ve Irak Kürdistan'ındaki televizyon kanallarında yayınlandı..

Belgesellerden biri, Halepçe'nin 21 yıl öncesi ve sonrasını içeriyor. Katliam'a tanıklığımı ve yıllar sonra ilk kez ayak bastığım Halepçe'de neler hissettiğimi, neler gördüğümü anlatıyor.


İkinci belgesel ise, katliam operasyonunu yöneten Kimyasal Ali lakaplı Ali Hasan Al Macit'in yargılandığı Bağdat Yüksek Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada 2009'da yaptığım tanıklıkla başlıyor (Kimyasal Ali yargılandı ve 2010'da idam edildi) 24 yıllık dostum Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile yaptığım özel röportaj, Sessiz Tanık ve diğer dehşet enstantaneleri çektiğim fotoğraf makinesini Halepçe'deki soykırım müzesine bağışladığım anlarla bitiyor.


Her iki belgeseli izleyen Türkiye'de ve diğer ülkelerde yaşayan binlerce duyarlı insanın gözyaşlarını tutamadığını en azından gelen elektronik postalardan biliyorum.

Kırılma Noktası Haber sitesi ise, kurulduğu tarihten bugüne ilk Mart'ını yaşıyor. Bu nedenle siz değerli izleyicilerimize Halepçe'nin yıldönümünde bir kez daha o korkunç katliam'da gördüklerimi aktarmayı bir görev biliyorum..


Şairler diyarı Halepçe

Halepçe, bir çoğunuzun bildiği gibi Irak Kürdistan'ında Süleymaniye'ye bağlı İran sınırına yakın Sahrazur Ovasında kurulu bir yerleşim merkezidir...

Bir zamanlar 87 bin kişinin yaşadığı ve "şairler diyarı" olarak bilinen Halepçe, tarihinin en kanlı dönemini 1988'in ilkbaharında yaşadı...

Saddam'ın emriyle 16 Mart günü Irak uçakları Halepçe'ye tonlarca kimyasal bomba bırakarak 6 bine yakın insanın ölümüne neden oldu..

Hikâyenin başına dönersek, İran-Irak savaşının en yoğun dönemiydi... Aynı zamanda Kürtlerle Saddam Rejimi arasındaki çatışmalar tüm şiddetiyle devam ediyordu.

Irak Ordusu, İran karşısında birçok cephede yenilgi alırken, Kürt peşmergeleri de sırasıyla Halepçe, Dudeyce ve İnap'ta denetimi ele geçirmişti. İşte her şey ondan sonra değişti. Kaybetmeyi içine sindiremeyen Saddam, zaten savaş süresince kullanmaktan çekinmediği kimyasal bombaların bu kez de Kürtlere karşı kullanılması için emir verdi...


Irak ordusunun Halepçe bölgesine kimyasal silahlarla saldırdığı haberi uluslararası ajanslara düştüğünde, ben de bir çok insan gibi önce inanmak istememiştim.. Bir yıl önce gazeteci olarak bulunduğum o bölgeyi iyi tanıyordum. Eğer haber doğruysa son yılların en büyük felaketi gerçekleşti demekti...Hemen bölgeye hareket etmeliydim.


İlk durak İran

Irak üzerinden Halepçe'ye girmek mümkün değildi. Önce bir askeri uçakla İran'ın Irak sınırına yakın Hürremşehr'e götürüldük. Buradan da iki askeri helikopterle Halepçe'ye hareket ettik.

Irak'ın hava akınları devam ediyordu. Irak sınırına yaklaştıkça, yüksek dağlar karşılıyordu bizi... Helikopterler, Irak uçaklarına görünmemek için dağların arasında gizlenerek yol alıyordu.


Yaklaşık bir saat sonra Halepçe'deydik. Helikopterler, bizi şehir merkezi dışındaki mezarlığın yanında bulunan geniş alana bıraktıktan sonra, belirlenen saatte buluşmak üzere İran'a geri döndü. Bizi karşılayan birkaç İran askerinden başka kimse yoktu.. Etrafta zehirli gazlardan telef olmuş ve can çekişen hayvanlar göze çarpıyordu..

Hava bulutlu olduğu için Irak uçaklarını göremiyorduk ama kulaklarımızı sağır eden seslerini duyabiliyorduk..

Yanımızda gaz maskeleri vardı. Askerler sürekli "Her an tepemize zehirli gaz bombaları yağabilir. Böyle bir durumda hemen maskenizi takın ve helikopterlerin sizi bıraktığı alana koşun. Yardım çantanızdaki panzehir iğnesini de vurmayı unutmayın" uyarısında bulunuyorlardı.

Vakit kaybetmeden şehir merkezine doğru harekete geçtik.


Her yerde cesetler vardı

Şehrin içine doğru ilerledikçe, felaketin boyutu daha iyi anlaşılıyordu. Sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz, tarifi mümkün olmayan ağır bir koku vardı.

Körpecik bedenlerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazıları mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Aralarında genç kızlar da vardı. Bazı bebekler, annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yenik düşmüştü zehirli ölüme..


"Ölümün bir nefeste içe çekildiği an"

16 Mart 1988 tarihini Halepçe'de kime sorsanız "gökten ölümün yağdığı gün" ya da " Zehirli ölümün sokaklarda dolaştığı kara gün" cevabını alırsınız..Gerçekten de I6 Mart öğleden sonra saatler 14.00'ü gösterdiğinde, Irak uçaklarının gökten bıraktığı zehirli gaz bombaları, Halepçeliler için ölümün bir nefeste içe çekildiği an oldu...

İnsanlar bombaların kimyasal zehirler içerdiğini bilmiyordu. Evleri bombalanacak diye sokağa fırlamışlardı. Ancak atılan 5 çeşit zehirli gazın etkisiyle oldukları yerde kaskatı kesildiler.

Şehirde tuhaf bir sessizlik vardı. Binalar, taşlar, kaldırımlar, yollar sanki dile gelmiş, bu nefret bu kin neden ve kime? diye haykırıyordu.. Sanki, bunca masum insanın öldürülmesine isyan ediyordu.


Sessiz Tanık'ın hikâyesi

Savaşın iğrenç yüzünü yansıtan 'Sessiz Tanık' fotoğrafına konu olanlardan biri, 60'nda bir baba. Diğeri ise, daha yaşını bile doldurmamış bir bebek. Gökten kimyasal bombalar yağarken, babasının kucağında, kapının eşiğinde ölüvermişlerdi. Bebeğin annesini göremedim. Muhtemelen o da, ya evin içinde ya da başka bir köşede ölüme yenilmiştir diye düşünüyordum.. Kucağında oğlu ile birlikte öldüğü yerin de, kendisine ait evinin kapısı olduğunu sanıyordum. Ancak gerçeğin öyle olmadığını 21 yıl sonra Halepçe Belediye Başkanı Hıdır Kerim'den öğrendim. Hawar ailesinden kimsenin kurtulamadığını söylediği zaman da yüreğimi derin bir üzüntü kaplamıştı.


O an içimdeki ses, bunca insanın feci ölümünü tek tek anlatamayacağımı, ama bu baba ile bebek görüntüsünün tek başına katliamı yansıtabileceğini söylüyordu. Bir yandan bu korkunç manzara karşısında gözyaşlarımı tutamıyordum, diğer yandan bebeğinin üzerine kapanmış babanın görüntüsünü farklı açılardan çekmeye devam ediyordum. Hatırladığım kadarıyla iki rulo film bitirmiştim.

Bir an etrafımda kimsenin olmadığını hissettim. Çünkü saldırı devam ediyordu ve askerler acele etmemiz için, sürekli ikaz ediyorlardı. Bu yüzden de saniyelerle yarışıyorduk. Bir süre sonra askerler benim grupta olmadığımı öğrenmiş olacaklar ki, geriye dönüp kollarımdan tuttukları gibi ayaklarım yerden kesilmiş halde oradan uzaklaştırdılar.


Nüfus 87 binden 67 bine düşmüş

Halepçe halkının çoğu hastalığını yıllar sonra fark etmiş.. Çünkü kimyasal silahların etkisi bazen 5, bazen de 10--15 yıl sonra ortaya çıkıyor.

Böylece 16 Mart 1988'de nüfusu 87 bin olan Halepçe'de bugün 67 bin kişi yaşıyor. Ne kadar acı değil mi?

Koca bir kasaba, gecen 23 yıl içinde nüfusu artacağı yerde azalmış..

Bir kısmı zehirli gaz saldırısı sırasında ölmüş.

Bir kısmı da zehirli gazlardan etkilendiği için sonraki yıllarda bedenlerinde nükseden çeşitli hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmiş.


Bugüne gelirsek, Halepçe'de yaşanan böylesine büyük bir soykırıma rağmen, bugün hala Saddam'ı savunanlar var. Irak'ta kitlesel imha silahları bulunmadığını ve bu nedenle de Saddam Rejimi'nin kimyasal silah ürettiğine dair tüm iddiaların yalan olduğunu, Saddam'ın boş yere devrildiğini savunuyorlar.

2003'ten sonra hazırlanan ve doğruluğu her zaman tartışmaya açık bazı iddialara dayanarak Saddam'ı savunanlar, İran-Irak Savaşı başladığından beri kullanılan kimyasal silahları bilmezlikten geliyorlar.

Halepçe'de 6 bine yakın insanın hayatını kaybettiği, etkilenen on binlercesin de yıllar içerisinde öldüğünü unutuyorlar.


Irak'ın İran'a attığı kimyasal bombaları sırf İslam Rejimi'ne karşı oldukları için hiç dile getirmiyorlar. Savaş süresince İran'a atılan kimyasal silahlardan etkilenip hayatını kaybeden binlerce insan dışında bugün hala 200 bin kişinin de yaşam mücadelesi verdiğini hesaba katmıyorlar.

Şimdi sormak istiyorum, Halepçe Katliamı ortada dururken, İran'da on binlerce kurban varken, Saddam Rejimi'ni masum göstermek hangi vicdana sığıyor?

2003'ten sonra kimyasal silah üretildiğine dair bir kanıta rastlanmadı, yolundaki raporlara inananlar, acaba birinci körfez savaşından sonra BM bünyesinde hazırlanan rapora ne diyorlar? O raporda Saddam Rejimi'nin kimyasal silah ürettiğine açıkça yer verilirken, hangi ülkelerin hangi konularda ( ham madde ve mühendislik hizmetleri alanında) ne oranda yardım ettiği de belirtiliyor.


Saddam savunucularının bu çabası, ister istemez aklıma şu düşünceyi getiriyor: Acaba yaptıkları suç ortaklığı deşifre olacak, gerçekler ortaya çıkacak diye mi korkuyorlar?

Ne yazık ki, Kürtler söz konusu olduğunda kulakların sağır, gözlerin kör olduğunu görüyoruz.

İşte bu yüzden Saddam'ı ve onun kurduğu rejimi aklama çabasına girenler, Halepçe Katliamı'nı da görmezden geliyorlar.


14.3.2011

DİĞER HABERLER