11 Aralık 2017 Pazartesi
 

TALABANİ, TARIK AZİZ'İN İDAMINA KARŞI

Çünkü, Saddam için de imzalamamıştı..

RAMAZAN ÖZTÜRK yazdı

Sosyalist bir lider olan Celal Talabani, can düşmanı Saddam Hüseyin'in de Kimyasal Ali'nin de idam kararlarına imza atmamış bir isim. Bu anlamda Sosyalist Enternasyonal toplantıları için Paris'e giden Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin "Tarık Aziz'in idam kararını imzalamayacağım" demesine hiç şaşırmadım. Çünkü O, hayatının büyük kısmını ölümün nefesini ensesinde hissederek geçirdi.

2009'un Mart ayında Halepçe Katliamı Davasında tanıklık etmek üzere Bağdat'ta bulunuyordum.


Halepçe Katliamı'nın emrini veren ve bu insanlık dışı operasyonu yöneten Baas Rejimi'nin en güçlü ismi, Saddam Hüseyin'in kuzeni "Kimyasal Ali" lakaplı Ali Hasan Al Macit'in yargılandığı Bağdat Yüksek Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tanık sıfatıyla katılmıştım, elimde katliamı belgelediğim fotoğraf makinesi ve fotoğraflarla..


Saddam Hüseyin de aynı mahkeme tarafından yargılanmıştı. Onun oturduğu sanık sandalyesinde bu kez kuzeni Ali Hasan Al Macit oturuyordu.

..Ve O sandalyede oturanların sonunun, darağacında noktalandığını biliyordum..


Duruşmadan sonra röportaj yapmak üzere Bağdat'taki evinde ziyaret ettiğim 23 yıllık dostum Mam Celal'e, Saddam'ın idam kararını neden imzalamadığını sormuştum.


Ömrünün yarısından fazlasını Saddam Rejimine karşı mücadeleyle geçirmiş Celal Talabani'ye yönelttiğim ilk soru şöyleydi:

Hayatınız Saddam'a karşı mücadele vermekle geçti.. 1987 yılında bir dağ köyü olan Yaksemer'de yanınıza geldiğimde hangi şartlar altında mücadele verdiğinizi görmüştüm. Saddam'ın emriyle bir çok kez suikastlere uğradınız.. Hakkınızda idam kararları verildi.. Halepçe dahil Kürt halkı çok sayıda katliam gördü. Siz de bu halkın çocuğusunuz. Şu anda Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyorsunuz ki bu makamın eski sahibi idam edildi. Bu nasıl bir duygu?


Talabani'nin cevabı şu olmuştu:

Bildiğiniz gibi bütün hayatımı mücadeleye adadım. Mücadelemizde iniş çıkışlar oldu. Sonuç olarak Irak'a demokrasi gelmesi için Arap özgürlükçüleri ve demokrasi savunucuları ile beraber çalışmamız gerekiyordu. Allah'a çok şükür bu günleri gördük ve Kürtler de haklarına kavuştular. Demokratik bir Irak kuruldu.

Irak'taki gruplar, bu görevi yapabileceğime inandılar. Çünkü onlarla mücadele yıllarında birlikte çalışmıştık. Gruplar arasındaki anlaşmazlıkta arabuluculuk yapabileceğimi ve denge adamı olabileceğime inanıyorlardı.


Ancak ben hiçbir zaman Irak'ın cumhurbaşkanı olacağım diye hayal kurmadım. İlk teklif ettiklerinde de zaten inanmamıştım. Arkadaşlarıma istemediğimi bildirdim ama onlar ısrar etti. Bütün gruplar isterse görevi kabul edeceğimi bildirdim. Hepsi razı oldu. O zaman dedim ki, bütün Irak halklarının Cumhurbaşkanı olurum. Süleymaniye'ye gittiğimde geleneksel Kürt kıyafetimi giyerim ama üzerine bir de Arap Abası atarım. Çünkü bütün Irak'ı temsil etmem gerekiyor, hepsini kardeşim gibi görmeliyim. Arap, Türkmen, Asuri, Yezidi, Müslüman, Mesihi, bütün Iraklılar için çalışacağım. Yani Kürtlerin cumhurbaşkanı değil, Iraklıların cumhurbaşkanı olacağımı söyledim.


İşte Irak'taki temel güçler bu esaslar üzerinde beni cumhurbaşkanlığına önerdiler. Sana bir şey daha anlatayım, çünkü Saddam'dan bahsettin..Saddam beni yok etmek için bir çok yöntem denedi. Fakat ben onun idam kararını imzalamadım... İlke olarak idama karşıyım. Biliyorsun ben Dünya Sosyal Demokrat Örgütü'nün başkan yardımcısıyım. İdam karşıtı olmak prensibimdir. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da bunu bozmadım. Ancak, Saddam'ın hemen idam edilmesini istemiyordum. Saddam 22 Baasçıyı "Suriye ile birleşmek istiyorlar" gerekçesiyle mahkeme etmeden bir gecede öldürdü. Bu davadan da yargılanmasını ve Arap kamuoyunun bu gerçeği bilmesini istiyordum.


Ayrıca Enfal davasından ve Şiiler'e karşı yaptığı katliamlardan dolayı da yargılanmasını istiyordum.

Bir diğer sebebim de zindanda kalmasını, nelere sebep olduğunu, kurulan yeni Irak'ı ve düşman diye ilan ettiklerinin iktidarda neler yaptığını görmesini istiyordum. O zaman her gün ölecekti. Bir daha tekrarlamak istiyorum, prensip olarak idama karşıyım. Mesela Kimyasal Ali de idam edilecek. Onun hakkında daha önce verilmiş iki idam kararı zaten var. Ben imzalamadım ama iki yardımcım idam kararında birleşti.


Talabani'nin bahsettiği Baas yöneticilerinin idamıyla ilgili bazı arşiv görüntüleri var ki, gerçekten de insanın kanını donduruyor.

1974 yılında Baas Partisi'nin Bağdat'ta yapılan toplantısında çekilen bu görüntüler, Saddam'ın iktidarda bulunduğu süre içinde gerçekleştirdiği katliamlardan sadece bir tanesi..


Saddam Hüseyin'in 22 parti üst düzey yöneticisini sorgusuz sualsiz nasıl ölüme gönderdiği anın dehşet görüntüleri onun nasıl bir ruh haline sahip olduğunu gösteriyor...


Saddam ağzında Puro, ismi okunan kurbanlarını bazen gülerek bazen da azarlayarak salondan dışarıya çıkmasını emrediyor..


Kurbanlar salondan çıkar çıkmaz kendilerini bekleyen cellatlar tarafından hemen oracıkta kurşuna diziliyor..


Kimyasal Ali'ye gelince; o sadece Halepçe davasından yargılanmadı. Irak Halkını sopalarla dövdürerek öldürmek, kurşuna dizdirmek ve daha nice suçlardan dolayı yargılandığı davalardan dolayı iki kez idama mahkum olmuştu zaten.. Halepçe davası hakkında verilen üçüncü idam kararıydı.


Saddam Hüseyin döneminin en üst düzey yetkililerinden olan Aziz ise, geçen ay Şiilere yönelik baskı siyasetleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmıştı.

Aziz, ayrıca Kürtleri sindirilmesi konusunda başka bir davadan hala yargılanıyor.


France 24 televizyon kanalına mülakat veren Talabani, Sosyalist olduğunu ve böyle bir kararı imzalamayacağını tekrarlayarak "Tarık Aziz için üzülüyorum. Çünkü o Iraklı bir Hıristiyan ve yaşlı bir insan, 70'inin üzerinde. Bu yüzden bu infaz emrini asla imzalamayacağım." dedi.


Uzun yıllar Saddam Hüseyin rejiminin dünyaya sunduğu yüzü olan eski başbakan birinci yardımcısı Tarık Aziz 2003 yılında koalisyon güçlerine teslim olmuştu

Aziz'in "taammüden cinayet işlemek ve insanlığa karşı suçlardan" dolayı Irak Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ölüme mahkum edilmesi, insan hakları gruplarının yanı sıra, Avrupa Birliği, Rusya ve Vatikan başta olmak üzere pek çok ülkeden af çağrıları ile karşılandı.


Mahkeme ayrıca Aziz'i 'işkence yapmak' suçlamasından 15, 'işkencede işbirliği' suçlamasından 10 yıl hapis cezasına çarptırmış; tüm mal varlığına da el konmasını kararlaştırmıştı.

18.11.2010

DİĞER HABERLER